ASIRLIK HAYAT HİKAYELERİ
Bir asra tanıklık eden yaşamlar, geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Gazetemiz, kentin hafızasında derin izler bırakan büyüklerimizin hayat serüvenlerini “Asırlık Hayat Hikayeleri” köşesinde okurlarıyla buluşturmaya devam ediyor.

Nedim ARSLAN
-Petrol kentimizin sosyal, kültürel ve insani değerlerine katkı sunma anlayışıyla çıktığımız bu yolda, geçmişin yaşayan tanıkları olan büyüklerimize kulak vermeyi sürdürüyoruz. Yaşanmışlıkların, acıların, sevinçlerin ve hayatın içinden süzülen derslerin yer aldığı bu köşede; asırlık çınarların dilinden dökülen hatıraları sizlerle buluşturmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu yönüyle hem toplumsal hafızayı diri tutmayı hem de yaşlılarımıza verdiğimiz değeri görünür kılmayı amaçlıyoruz.
Bu haftaki konuğumuz, bir ömrü neredeyse bir asrı aşan, Cumhuriyet’le yaşıt bir çınar… Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Tepe beldesinin 1919 Doruk (Gırık) doğumlu ismi Fatma Arslan. 8 kardeşten bugün hayatta kalan tek isim olan Arslan, 107 yıllık ömrüne sayısız hatıra, acı ve sevinç sığdırmış.

Yaklaşık 60 yıl önce yaşanan bir husumet nedeniyle köylerinden ayrılmak zorunda kalan aile, Bismil ve çevre köylerde yeni bir hayat kurar. Zorlu şartlara rağmen hayata tutunan Arslan ailesi, uzun yıllar Diyarbakır ve Bismil kırsalında yaşamını sürdürür. Fatma Arslan, özellikle Bahçelievler’de otogar bitişiğindeki mahallede geçen yıllarını “ömürden bir kesit” olarak anlatıyor. Eşi Hacı Bekir Arslan’ın vefatının ardından çocuklarıyla birlikte yaşamını sürdüren asırlık çınar, bugün de oğlu H. Hilmi Arslan ve torunlarıyla birlikte hayatına devam ediyor.
“ESKİDEN DAHA MUTLUYDUK''
Zaman zaman hafızasında dalgalanmalar yaşasa da kısa süre içinde geçmişe dair birçok anıyı berrak bir şekilde hatırlayan Fatma Arslan, eski günleri anlatırken gözlerinin içi gülüyor. Ona göre geçmişin en kıymetli yanı, insanlar arasındaki samimiyet ve bağlılık.
“Eskiden komşuluk vardı, akrabalık vardı” diyen Arslan, o yıllarda insanların birbirine daha sıkı bağlı olduğunu, paylaşmanın ve dayanışmanın hayatın merkezinde yer aldığını vurguluyor. Günümüzde ise bu değerlerin giderek zayıfladığını ifade eden yaşlı çınar, “Artık o samimiyet kalmadı, herkes kendi dünyasında yaşıyor” sözleriyle değişen zamanın ruhuna dikkat çekiyor.
BİR ÖMRÜN İÇİNDEN : EMEK, SAYGI VE PAYLAŞIM

Hayatını anlatırken çocukluk ve gençlik yıllarına dönen Fatma Arslan, o günlerin zorluklarını ama bir o kadar da anlam dolu yanlarını şu sözlerle ifade ediyor : “Biz 3 erkek, 5 kız kardeştik. Erkeklerin işi daha ağırdı ama biz kızlar da boş durmazdık. Kimimiz berivanlık yapar, kimimiz kevani olur, kimimiz ev işlerine bakardı. Çok yorulduk ama hiç şikâyet etmedik. Çünkü saygı vardı. Anne-babaya, büyüklere karşı saygıdan asla taviz verilmezdi.”
O yıllarda köye gelen hiçbir misafirin aç gönderilmediğini vurgulayan Arslan, “Suyun bile tadı bir başkaydı” diyerek geçmişin sade ama huzurlu yaşamına özlemini dile getiriyor. Bu kültürün bugün de çocukları ve torunları tarafından yaşatıldığını söylemesi ise onun en büyük mutluluklarından biri.
HATIRALARLA YAŞAYAN BİR ÇINAR
Geçtiğimiz aylara kadar taziye ve düğünler için Bismil ve çevresindeki beldelere gittiğini anlatan Arslan, artık yaşının ilerlemesi nedeniyle eskisi kadar hareket edemediğini söylüyor. Tüm kardeşlerini kaybetmiş olmanın hüznünü taşısa da zaman zaman onları yanında hissediyor.
Günümüz şartlarının geçmişe göre çok daha kolay olduğunu belirten Fatma Arslan, genç neslin bu açıdan daha şanslı olduğunu dile getiriyor. Ancak bununla birlikte gelenek ve göreneklere bağlı kalmanın önemine özellikle vurgu yapıyor. “İbadetinizi aksatmayın, büyüklerinizi unutmayın” diyen Arslan, ailelerinin “mala sofiya” yani sofi bir aile olarak bilindiğini de gururla ifade ediyor.
UZUN ÖMRÜN SIRRI
107 Yıllık yaşamın sırrı sorulduğunda ise cevabı oldukça sade : “Çok stres yapmayacaksın, düzenli besleneceksin.” Ancak hemen ardından ekliyor : “Uzun da, kısa da ömür Allah’ın lütfudur.”
Bir asra tanıklık eden Fatma Arslan’ın hayatı; yokluk içinde büyüyen ama değerlerini kaybetmeyen bir kuşağın, dayanışma ve inançla yoğrulmuş hikâyesi olarak hafızalarda yerini alıyor.