TÜRKLER VE KÜRTLER; HZ. ADEMİN ÇOCUKLARI DEĞİL Mİ?
TÜRKLER VE KÜRTLER; HZ. ADEMİN ÇOCUKLARI DEĞİL Mİ?

AZİZ ARSLAN
-Empati dediğimiz şey, başkalarının acısına bakmakla anlaşılmaz; o acıyı yaşayanın gözünden dünyaya bakabilme cesaretini göstermekle acı çeken insanların acısına çareler ürete bilmektir. Allah'ın arzı olan yaşadığımız bu topraklarda ortak bir gelecek inşa edilecekse, önce zihinlere yerleştirilen önyargıların masaya yatırılması bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Kıymetli okurlarım, ifade ettiklerimin arkasındaki asıl gayeyi ve bu çağrının neden elzem olduğunu daha net bir şekilde anlatmaya çalışayım...
Yarım asırdır ülkemizin güvenliğini, ekonomisini, toplumsal birlik ve beraberliğini derinden etkileyen ve kangrenleşmiş sorunların son bulması hiç kuşkusuz milletimizin ortak bir özlemidir. Demem o ki; evlere düşen kor ateşlerin, şehit haberlerinin gelmediği; güvenlik harcamalarının... eğitime, teknolojiye, bilim ve üretime yöneldiği bir Türkiye düşünün? Sadece huzuru yakalamakla kalmayacak, aynı zamanda tüm problemlerinden arınmış dünyada örnek ve daha güçlü bir ülke konumuna gelecektir. Hülâsa ülke olarak çok büyük acılar çekti. Bu acıların son bulması; ortak bir akılla barış ve huzurun tesis edilmesine katkı sunulmasıyla; şiddetin yeniden üretilmesini engelleyecek güçlü kurumların, hukukun üstünlüğünün, ekonomik kalkınmanın ve vatandaşın devlete olan güveninin inşa edilmesiyle mümkündür.
Aslında yazılacak ve çizilecek çok şey var; fazlada teferruata girmeden. Asırlar öncesine dönüp baktığımızda bu coğrafyada aynı ekmeği bölüşen ve bu topraklarda küffara karşı omuz omuza savaşmış iki necip millet olan Türkleri ve Kürtleri birbirine düşman etmeye çalışan mekanizmaların varlığı bu topraklarda hep var olmuştur. Ne zaman "Kardeş kanı akmasın, et tırnaktan ayrılmaz" sesleri dile getirildiğinde hemen huzursuz oluyorlar. Çünkü "Türk ve Kürt" kardeşliğinin kenetlenmesi durumunda, bu kriz tüccarlarının dükkanını kapatır ve varlıkları son bulur.
Mütemadiyen şiddet üzerinde nemalanan kriz tüccarlarının trajikomik bir çelişkilerinden biride; İstanbul’u işgal eden İngilizlere perde arkasında göz yuman ve hayranlık duyan bugünün kriz tüccarlarının İngilizce eğitim veren okullar için alkış tutulurken, ama her nedense bu topraklar için kanını dökmüş kendi kadim dillerine, Kürtçeye ya da Arapçaya karşı kör bir öfkeyle diline, ırkına gösterilen öfke ve hınç, dış mihrakların zihnimize kazıdığı en büyük tuzaktır. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta yan yana can verenlerin torunları, bugün sinsi yapay gündemlerle birbirinden koparılmaya çalışılıyor. Oysa tarih bize şunu söylüyor: Biz bu coğrafyada ya birlikte omuz omuza verip var olacağız; yada zındıka komitelerinin oyun ve tuzaklarıyla parçalanıp yok olacağız.
Kıymetli okurlarım, konumuzla alakalı olarak Bediüzzaman Said Nursi’nin ülkemizde yaşanan bu sorunlara ilişkin Risale-i Nur eserlerinde birçok konuda dile getirdiği teşhislerden biride şöyle: "Lisân-ı Arabî vâcip, Türkî lâzım, Kürdî câiz." Bediüzzaman’ın bu ifadesine hayranım; çünkü bu toprakların zenginliği de çeşitliliği de birer lütuftur. Bugün idarecilerimize ve siyasi iradeye düşen en büyük görev; ülkemizdeki kardeşliği pekiştirecek, yıllardır ekonomimizi çökerten ve enerjimizi heba eden bu kangrenleşmiş sorunu ortadan kaldıracak adımları varış noktasına ulaştırmaktır. Bu çerçevede atılan siyasi adımları ve barış iklimini desteklemek, kendi adıma söylüyorum, bir vatandaşlık borcudur. 'Türk ve Kürt kardeşliği; Habil ile Kabil gibi kan döken kardeşler olmamalı...'
Nitekim Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, Kitabımız bir, Kıblemiz bir; bir, bir... binlerce ortak birlerimiz var.
Nuri Pakdil’in güzel ifadesini dikkatlere sunmadan geçemeyeceğim:
"Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak."
Ezcümle zihnimizi bulandıran nefret söylemlerine teslim olma lüksümüz artık yok. Bunun için ihtiyacımız olan tek şey korkularla hareket etmek değil, gerçekleri gören bir akıl ve cesaretle yol alabilmektir. Özellikle bizleri kardeş kılan asıl değer, imkansız gibi görünen sorunları aşmada vazgeçmediğimiz çabalardır. Ülkemiz ve bizler için asıl gerçek sınav budur.
Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayat eserinde dikkat çekici ifadesini dikkatlere sunmadan geçemeyeceğim:
"İttihad-ı İslamın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsi kusurlarına bakmamak gerekir..."
Bediüzzaman’ın bu ifadesi; bu coğrafyada yaşayan Müslümanların ayrılıkları değil, ortak değerleri ön planda tutmasının elzem olduğunu ve toplumu çok çarklı bir fabrikaya benzeten bu yaklaşım, her bir bireyin ve topluluğun sistemin bir parçası olduğunu belirtir. Bir çarkın diğerine zarar vermesi veya uyumsuzluk çıkarması tüm yapının işleyişini bozacağını dikkatlere sunmasıdır.
Dolayısıyla,
Siyasetin ve siyasetçilerin yıllardır cesaret edemediği; ülkemizin güçlenmesine ve birlik beraberliğine kasteden bu kangrenleşmiş sorunun çözümünde tarihi bir rol üstlenen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yi canı gönülden destekliyor, bu cesaretli duruşlarını alkışlıyorum.
Bir parantez de Mersin Milletvekili Sayın Emin Ekmen için açmak istiyorum. Sayın Ekmen; ülke genelinde düzenlediği panellerle Meclis komisyonundaki gelişmeleri halka aktarması, çözüm sürecinin hukuki zeminini açıklarken dünyanın farklı coğrafyalarındaki benzer örnekleri vererek halkın zihnindeki endişelere şeffaflıkla yaklaşması; ülkemizde yaşanan acıların son bulması için kardeşliğin kalıcılaşması adına hukukçu kimliğiyle yapıcı bir diyalog sergilemesi ve bu zorlu eşiğin aşılmasına katkı sunan Sayın Emin Ekmenin bu taktire şayan duruşunu yürekten alkışlıyorum.
Son cümlem...
"Farklılıklarımız zenginliğimiz, birliğimiz gücümüzdür."
Selam ve dua ile.