SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİNDE TESETTÜR
SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİNDE TESETTÜR

AZİZ ARSLAN
-Geçmişte başörtüsü bir kesim tarafından zulmün hedefiydi; bugün ise ne yazık ki tesettür giyiminden ziyade "giyinik çıplaklar" tarafından başörtüsü ve tesettür zulüm altında. Özelikle ülkemizde, modanın ve çok uluslu şirketlerin güdümüne giren tesettür bir sermaye aracına dönüştürülürken; kapitalist zihniyetin oluşturduğu yeni model tiplemeleriyle, renkli-pullu dar kumaşlar ve topuklu ayakkabılarla iffet ve ibadetin bir nişanesi olan tesettür evrilip bir aksesuar haline getirildi. Tesettür de ölçünün kaçması ve yoğun makyajın arkasına saklanan yapaylıklar, edep sınırlarının zayıflaması ve her özelin sosyal medyada fiber hızıyla sergilenmesi...
Bu üçü bir araya geldiğinde, ahlâkın temel taşı da sessizce yerinden oynuyor. Edepli görünmek ayrı "bana bak" olmak ayrı! Müslüman kadınlar, ilahi emirlerin yerine dünyevi, liberal ve tüketim odaklı bir hayat tarzını tercih ediyorlarsa, Nur Suresi 31 Ayetin mealini tekrar derinlemesine düşünmelidirler:
''Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. (Kendiliğinden) görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar...''
Sonuç olarak: Beden bir mülkiyet değil, bir emanettir. Onu bir sergi malzemesine dönüştürmek ya da başkasının bedenini bir av sahası olarak görmek, ruhsal bir yıpranmışlığın dışa vurmasıdır. İnsan, kendi nefsine köle olup "esfel-i safiline" (aşağıların aşağısına) düşmek ile Allah’a karşı duyduğu saygıyla "ahsen-i takvîm" (en güzel mertebe) seviyesine çıkması gibi...
28 Şubat döneminde başörtüsü yasağına karşı verilen onurlu mücadele ile zalim despotlara boyun eğilmezken; bugünün başörtüsü ve tesettür anlayışı çok daha derin ve sinsi bir sınav içermektedir. Sözde moda adı altında tesettür; dar, ince ve gösterişli kıyafetlerle bedenlerini teşhir edenler ''günahı benim boynuma'' söylemlerine inat; iman ve ahlakın mücadelesiyle, Allah’ın emri olan gerçek örtünmeyi hayatlarına nakşeden; çağımızın Elif’leri, Ayşe’leri, Sena’ları ve Betül’leri, bu mukaddes bayrağı gelecek nesillere bir onurla emanet edecekler...
Ezcümle ahlak ve edep sınırlarını aşanlar! İster inansınlar, ister dudak bükerek inanmak istemesinler; Allah'ın emirlerine karşı ırak olanlar nurani âlemlere giden yol olan kabirden geçeceklerini unutmasınlar. Tüm bunlara rağmen, kim ne derse desin, biz özgürüz ve bildiğimizi yaparız deniliyorsa; o noktada sözü Peygamber Aleyhisselâm Efendimize bırakmak en doğrusudur.
'Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!'
Son bir cümle:
Ne ekersen; onu biçersin...
Ahiret aleminde; Adaletin kılıcı keskin olur. Bir şeyleri yaşarken ve yaşatırken buna dikkat etmek gerekir.