ZENGİN-FAKİR UÇURUMU
ZENGİN-FAKİR UÇURUMU

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-2026 Yılının yazını çok sıcak geçirdiğimiz somut bir gerçeklik. Bu sıcaklık hem mevsimsel olarak kendini gösterdi hem de siyasal ve ekonomik anlamda somutlaştı. Her taraftan alev alev yanıyoruz desek yanılmış olmayız. Şimdi zikrettiğimiz başlıklara teker teker kısaca değinip hatırlatmalarda bulunalım.
Ülkeyi köşe yazarları ve aydınların yönetmediği halkın oyları ile seçilen temsilcilerin yönettiği gerçeğini elbette bilmekteyiz. Demokrasinin sadece seçilme bölümü ile ilgilenenler için bu bir imtiyaz olarak görülebilir ancak bir de seçenler ve yönetilenlerin de bulunduğu ve yaşam savaşı veren kesimlerin sorumluklarının ve yaşamlarının sadece belirlenen süreler içinde sandığa gidip bir oy atmakla bitmediğini de hatırda tutmak lazım. Yani seçildim o halde süremin sonuna kadar istediğimi yaparım demek de çok doğru bir davranış olmasa gerek. Hani insanoğlu beşer ve beşer de şaşar ya o manada bir hatırlatma.
Güzel ülkemizin gündeminde bu aralar üç konuda hararetli tartışmalar yürütülmektedir. Bunlardan biri siyasi partilerimizin içinde bulunduğu durumdur. Muhalefetin kendisiyle ve iktidarla mücadelesi meselesinden olduğu gibi.
İkinci konu ise Kürt sorununun silahlı konjektörden silahsız konjektöre evirilmesi konusunda atılan adımlar ve yapılan yasal düzenlemeler konusundaki tartışmalar.
Üçüncü ana mesele ise mutfaktaki yangın ve geçim meselesi.
Bu yazımızda mutfak meselesiyle ilgileneceğiz. Malum ülkemizdeki yüksek enflasyondan kaynaklanan ve içinden çıkılamaz duruma gelen bir geçim sıkıntısı meselesi var. Tabi bu durum güzel ülkemin yüzde seksenini kapsayan güzel insanların temel sorunu. Geride kalan yüzde yirmilik kesim için ise ülke ekonomisi güllük gülistanlık bir cennet bahçesi. Yiğidin kuru soğana muhtaç olduğu dönemleri de artık geride bıraktık. Çünkü kuru soğanın fiyatın pazarda seksen lirayı buldu ve o muhtaçlık maalesef lüks olmaya başladı. Fakir şimdi kendine başka bir muhtaçlık alanı bulmak durumunda.
Neden mi?
Ülkemizin geleceğini oluşturan gençlerimizin çoğunluğu işsiz. Yani çalışacak iş bulamamakta. Eğitim düzeyini artırmak için herkesi diploma sahibi yapma çalışmalarının bir sonucu olarak niceliksel olarak sayıyı artırdık ama aynı durum nitelik meselesine dönüşmedi. Diploma sorununun devletin tepesinde bile nasıl tartışmalı hale geldiğini hepimiz hayretle izlemekteyiz değil mi?
İşte bu gençlerden biri şayet şanslı olur ve bir iş bulursa bu da asgari ücretle çalışmaktan ibaret oluyor. Öğretmenlerin aldıkları ücretler meselesi basında tartışılmaya devam ediliyor hem atanamadılar özelde çalışanlar da geçinecek parayı alamıyor. İşe girdiniz alacağınız ücret de asgari ücret oldu. Tamamdır açlıktan ölmeyeceksiniz demektir. Maaşınız 28 bin kusur lira artık. Peki güzel ülkemde resmi verilere göre açlık sınırı ne durumda?
“TÜRK-İŞ tarafından açıklanan Temmuz 2026 verilerine göre, 4 kişilik bir ailenin geçim maliyetleri şu seviyededir:
Gösterge Türü Aylık Tutar (Temmuz 2026) Açıklama
Açlık Sınırı 36.940 TL 4 kişilik ailenin sağlıklı beslenmesi için gereken asgari gıda harcaması Diken.
Yoksulluk Sınırı 120.325 TL Gıda, kira, fatura, ulaşım, eğitim ve sağlık dahil toplam zorunlu harcama Diken.
Bekar Çalışan Maliyeti 47.758 TL Tek bir işçinin aylık asgari yaşama maliyeti Diken.”
Bu durumda alınan ücretin tamamını mutfak masraflarına ayırmak gerekecek. Enflasyon rakamlarına baktığınızda en yüksek oranlar yine mutfak için gerekli olan malzemeler konusunda. Yani enflasyonun en fazla etkilediği kesim yine fakir kalan kesim.
Peki bu memleket gelirinin yarısını elinde bulunduran zengin kesimimize ne oranda yansıyor olabilir? Bu zenginlerimiz vergilerini tam ve zamanında ödeme hassasiyeti gösteriyorlar mı? Bunu da en iyi maliye bakanlığımız biliyordur.
Kısadan hisse ülkedeki durumun düzelmesi için siyasilerimizin iç kavgalarına biraz ara verip ülkenin temel sorunlarıyla ilgilenmesi hepimizin yararına olacaktır. Kavga bir çözüm getirmiyor. Adil ve adaletli bir çalışma ile ancak olumlu bir noktaya varabiliriz. Bu nedenle önce zengin ve fakir arasındaki uçuruma bir köprü kurmak yararlı olacaktır. Bu da ülkeyi yönetenlerin görevi elbet.