YOLSUZLUK
YOLSUZLUK

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-Bu yazımızda konu başlığı olarak yolsuzluk konusunu işlemeye karar verdik. Son dönemlerde gündemimizi bir hayli işgal eden yapısı gereği, tarihe not düşmek gerektiğini düşünüyoruz. Söylediklerimizin veya yazdıklarımızın karşılığını her ne kadar alamazsak da en azından vicdani ve toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmakla birlikte notumuzu da düşmüş olacağız.
Yolsuzluğu iki manada ele alabiliriz. Birincisi gerçek yol anlamı ile ikincisi ise yine gerçek ancak işleri düzgün yapmama anlamıyla.
Şimdi birincisinden başlayalım. Çok değil daha 30 sene öncesine kadar özellikle karayolu konusunda bir hayli sıkıntı çeken bir ülke konumundaydık. Bilindiği gibi idari sınıflandırmaya göre karayollarının değişik türleri bulunmaktadır. Bunlar otoyollar yani yüksek standartlı, kesintisiz trafik akışının sağlandığı; yaya, hayvan ve motorsuz araçların giremediği, giriş ve çıkışların belirli noktalardan yapıldığı paralı veya parasız yollar. Bunların dışında Devlet yolu diye tanımlanan yollar var ki bunlar en fazla kullandığımız yolları tanımlamaktadır. Ülkeyi birbirine bağlayan yollar. Bir de il ve köy yollarımız mevcut bunları tanımlamaya gerek yok sanırız.
Bunun dışında yapısal ve trafik akışına göre tanımlamalarımız var. Bölünmüş yollar ve iki yönlü yollar gibi. İşte tam da bu noktaya değineceğiz eskiden devlet yolu dediğimiz yollarımız ulaşımın bel kemiğini oluşturuyordu ve bu yollar yapısal olarak da büyük oranda iki yönlü yollardan yani gidiş ve dönüş araç trafiğinin aynı şerit veya platformun kullanıldığı yollardan ibaretti. Ülke geliştikçe ve kaynaklar çoğaldıkça- ki bunun yöntemleri de tartışabilir konuları içerir- medeniyet yoldan geçer mantığının bir sonucu olarak karayollarımızda da bir üst lige sıçramış olduk.
Otoban olarak kullanılan yol ağımız ülkenin Doğu ve Güneyi dışında bir hayli arttı ve büyük kolaylıklar sağladı. Ulaşım eziyet olmaktan çıktı ardından bölünmüş yol ağının geliştirilmesi geldi. Bu sayede de iki yönlü yollardan kurtulma şansına sahip olduk ve kazalarda da hatırı sayılır bir gerileme yaşandı. Bu artı bölümümüz oldu. Şimdi gelelim bununla bağlantılı olan ikinci başlığa yani yollardaki yolsuzluk meselesine. Ülkemizde yollar uluslar arası standartlara ulaştırılmaya çalışılırken işin içine hile hurda meseleleri de karışmış görünüyor. İşi zamanında bitirmeme veya bitirememe, standart dışı yapımlar, yeterli kontrollerin yapılmaması gibi nedenlerle güzelim kaynakların yanlış kullanıldığına yönelik iddialar sesli olarak dillendirilmeye başlandı.
Birincisi bir yol ihalesini alan kişi veya kuruluşların her nedense bu yolu zamanında bitirmeleri nasip olmuyor! İkincisi özellikle altyapı ve asfaltlama konularında acayip kırımlı ihale sonuçlarını görmek nasip oluyor. Yaklaşık değerin neredeyse yarısına kadar inan fiyatlarla ihale alınırken işin nasıl bitirilebildiği merak konusu oluyor. Yollar şayet bitirilirse de kısa zaman içerisinde onarım çalışmaları başlamak durumunda oluyor. Bu durum bazen kesin kabul yapılmadan ortaya çıkabiliyor.
İşte tam da bu noktada insanın aklına yolsuzluk meselesinin her iki tanımlamasını birlikte düşünme alternatifi çakılıp kalıyor. Hem yol yapıyorsunuz hem yolsuzlukla karşı karşıya kalıyorsunuz? Köprü ayakları tehlike saçıyor. Yol çöküyor, yol kayması oluyor, yolun menfezleri sele kapılıyor ve en ilginci olmadık yerlere yol yapılmaya çalışılıyor. Bütün bunlar üst üste gelince de yol yapımı yolsuzlukla sonuçlanıveriyor.
Mesele helal haram meselesine gelince mangalda kül bırakmayanlara bir hatırlatmada bulunmak gerekiyor. Evet, yol yapmak, düzgün yollara sahip olmak medeniyetin birincil koşullarından biridir. Bu konuda kullanılan kaynakların içinde tüyü bitmemiş yetim hakkının bulunduğunu ve bu hakkı yemenin büyük bir günah olduğunu da unutmamak gerekiyor. Düşüncesinden tutun, projelendirilmesine ve ihalesinden tutun yolun yapımına kadar her adımda bu milletin hakkı ve hukuku var.
Ödenen paralar bu millete hizmet edilsin diye ödeniyor ve milletin kursağından kesilen paralardır. Kimse yaptığı işin hakkını almasın demiyoruz bir iş yapıldığında insanlar para da kazansınlar lakin insanlarımız açlık ve yoksulluk çekerken kamu kaynaklarının kullanılmasından da gerekli hassasiyetlerini gösterilmesi önemli öncelik olmak durumundadır. Bu kaynakların birilerini zengin edilmesi için kullanılması reva değil.
Kaynakları etkin, verimli ve yerinde kullanılması gerektiği açıktır. Bu nedenle yol yapımlarının yolsuzluk ile sonuçlanmaması ve milletin bu yollardan sağlıklı olarak istifade edilmesi en doğru harekettir. Parası ödendiği halde kapalı yollar can ve vicdan sıkıntısını neden oluyor biline. Bu milletin bedduasına muhatap olmamanın yolu işi doğru ve zamanında yapmaktır. Netice itibariyle yani sözün özü yol yaparken yolsuzlukla boğuşmamak temel dileğimizdir.