ERDEM SAHİBİ İNSAN OLMAK
İnsan toplumsal bir varlık olarak tanımlanır. Canlılar âleminin en seçkin varlığıdır. Düşünce yetisi ve davranışlarını kontrol ederek düzenleyebilme kabiliyeti onu diğer canlılardan daha üstün bir yere taşır.

SİMURG - NİHAT EKİNCİ
-Tek başına yaşadığında yaşamını sürdürmek için gerekli kurallara uymakla mükellef olan insan toplumsal yaşam içinde yine sağlıklı bir gelecek için belirlediği kurallar silsilesi içerisinde hareket etmek zorundadır. Çoğu zaman buna uymak istemeyen kişisel dürtüleri ile de mücadele etmek durumunda kalır. İnsanın toplumsal yaşamdaki hareket tarzını kontrol etmeye yarayan iki unsur önemlidir. Yasal kurallar yani kamu adına çıkarılan kanunlar ve toplumun örf ve adetlerine göre zaman içinde şekillenmiş olan ahlaki kurallar.
İnsanoğlunun davranışlarının doğruluğunu belirleyen üç temel kavram sıralanabilir. Bunlar Ahlak yani toplumun değer yargılarını oluşturan kurallar yazılı olmayan kurallar olarak da tanımlanabilir ve bu kuralların nedenini sorgulayan etik ikinci unsur olarak karşımıza çıkar. İnsanın bireysel olarak bu kurallara göre hareket etmesi ise erdem olarak karşımıza çıkar. İnsanlar bu davranışları yaparken kendi özgür iradelerini sınırlandırma konusunda daha etkili bir konuma sahiptirler. Yaptırımları da topluluk içinde konumlarının belirlenmesi ile sonuçlanır. Yani ahlaklı, etik değerlere önem veren insanlar erdemli insanlar olarak saygınlık kazanırlar. Bunun aksine hareket edenler ise toplumun tasvip etmediği ahlaksız insanlar olarak tanımlanırlar.
Toplumsal yaşamın yazılı emirlerini oluşturan kanunlar ise farklı bir yapıyı oluşturur. Bunlara uyma konusu kişinin keyfine göre değildir. Bu kanunlara uymak bir zorunluluktur ve uyulmaması durumunda belirlenmiş olan yaptırımlara maruz kalmakla karşılaşılır. Toplumda erdem sahibi insan olmak demek hem yazılı hem de yazılı olmayan toplumsal kurallara uymak ve yaşamını ona göre tasarımlamak demektir. Kanun ve kural dinlemeyen ahlak kavramından nasibini almayan insanların toplumda etkin hale gelmeleri durumunda o toplumun harap olması, kaybetmesi, yozlaşması kaçınılmazdır. Toplumda bilgiyi, doğruluğu, adaleti, cesareti ölçülü olmayı içselleştiren erdemli insanların çoğalması toplumu doğru yolda ilerletir.
Son dönemlerde toplumsal ahlakın zayıfladığını, kanun ve kurallara uymamayı marifet sayan bireylerin çoğaldığını gözlemlemekteyiz. Bunun temelinde elbette toplumun önüne konan yaşam modellerinin olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bir çocuk neyi görürse onun yapmaya kalkışır. Doğruyu gösterirseniz doğruyu yanlışı gösterirseniz yanlışı iyi şekilde yapmaya kalkışır. Çocuğun eline kalemi verirseniz ilme silahı verirseniz çatışmaya, vurmaya kırmaya yönlendirmiş olursunuz. Toplumsal iletişim kaynağı olan televizyon ve benzeri alanlarda yapılan yayınların verdiği mesajlar da karakter oluşturmada etkin rol oynamaktadır. Yeraltı dünyasını öven, onları kahraman gibi gösteren diziler, aile içindeki çarpık ilişkileri gözler önüne seren, çete yapılarının yaşam tarzlarını ortaya seren yapımlar sayesinde herkesin kabadayı olduğu bir toplumsal yapı oluşturulmuş oldu.
Bunun birer sonucu olarak da güzel ülkemin güzel insanları erdem sahibi olma yerine çete sahibi olmayı yeğler hale geldi. Emek vermeden, üretmeden zengin olma hayaline kapılan gençlik kanun ve ahlak kurallarını çiğner hale gelince de işin önünü almak zorlaştı zorlaşıyor elbet. Bu aralar kumar, bahis, uyuşturucu, fuhuş, faiz gibi kavramlar toplumsal yapımızın yüz yüze kaldığı sorunların başında geliyor. Erdem ve ahlak sahibi olmanın neredeyse enayilik olarak algılandığı bir toplumsal zemin oluşmuş durumda. Gençliğin büyük bir kesimi yaşanan ekonomik sıkıntılardan kurtulmak pusuda bekleyenler ise bunları sömürmek için büyük bir çaba içerisinde. Bireyi kötülüklerden ve yanlışlıklardan kurtarmaya yarayan kanunlar ve ahlaki kurallarımız ne yazık ki işlemez hale gelmiş durumda. Bırakın erdem sahibi olmaya çalışmayı bu yolda mücadele etmeyi bile dudak bükmeyle karşılayan bir toplumsal yapıya dönüştük.
Ne dini değerlerimiz, ne toplumsal ahlakımız ve ne de kanunlarımız gençlerimizi bu kan emici çeteci yapıların elinden kurtarmaya yetebiliyor. Bu durumda yelkenleri elbette suya indiremeyiz. Toplumumuzu bataklığa götüren kötülüklerle elbirliği ile karşı çıkmak durumundayız. Erdemli birer insan olmaya çalışarak hem gençlerimize örnek olmak hem de kendimizi korumak durumundayız. Bu alanda mücadele edenlerin de düşünce ayrılıklarına bakmaksızın yardımlaşması zorunluluktur.