KÖYDE SABAH KAHVALTISI
KÖYDE SABAH KAHVALTISI

M. Latif YILDIZ
-Merhaba, selamlar; içinde bocaladığımız siyasi çekişmeler, ekonomik dar boğazlar, çevremizde süre gelen savaşların atmosferinden bir nebze uzak tutmak için ben yaştakilerin çok iyi hatırladığı geçmiş yılların yaşanan güzel günlere sizleri götürürken genç yeni neslin de o günleri bilsin istedim.
Çocukluk ve gençliğimde 17-18 yaşıma kadar yaz tatillerimi köyde geçirdim.
Şimdiki gibi denize gitmek diye bir lüksümüz yoktu.
Zaten gitmek istesek bile imkanımız yoktu.
Ancak Batman’da TPAO’nun Site olimpik yüzme havuzu ve Batman çayında yüzerek o ihtiyacı gideren şanslı biriydim.
Söz konusu yıllarda en büyük zevkimiz okullar kapanır kapanmaz tatil için köye gitmekti.
Bizim zamanımızda okullar Eylül ayının ortasında açılır Mayıs ayı sonu Haziran başlarında kapanırdı. Yani 8 ay eğitim 4 ay tatildi.
Uzun bir tatili geçirmenin keyfini biz gibi öğrenciler babalarının, amcalarının veya dedelerinin olduğu köylerde geçirirlerdi. Ben ve Zafer ağabeyim köyde tatil yapma konusunda oldukça şanslı ikiliydik.
Babamın köyü Batman’ın Gercüş ilçesine 4 km uzak Cimelin ( Kozlu); annemin ise aynı ilçeye 3 km uzak; babam ile annemin köyleri arasında mesafe ise 7-8 km yürüme ile bir saat; araçla 15 dakika uzakta İloz ( Özler) köyüydü.
İlk okula gitmeden ve de okula başladıktan sonra orta okul ve öğretmen okulundan mezun olana kadar yaz tatillerimi ağırlıklı olarak ağabeyim Ile bu iki köyde geçirdik.
Ağabeyim ile aramızda 1 yaş olduğu halde ikizler gibi ilk, orta ve öğretmen okulunda 11 yıl aynı sınıf ve sırada birlikte okuduk; yaz tatillerini de hep birlikte geçirirdik.
Çoğunlukla annemin köyü olan dedem Hacı Halil’in köyünü tercih ederdik. Çünkü babamın babası dedem 1952’de Batman’a göç etmeden yani biz küçükken vefat etmişti.
Babam ikiye bölünen bağ, bahçe, tarla, hayvan ve imamlık ile ( o zamanlar imamlar maaş almazdı) geçim sağlayamayacağını düşündüğünden kendi payına düşeni kardeşi yani amcama bağışlamıştı. O yüzden dedem yerine amca evine tatile giderdik.
Annemin babası ise hayattaydı. Köyün de en varlıklı ailelerin başından geliyordu. Bir tek annemin köyüne gelin giden halamın kocası dedem Ile varlıkta baş başaydılar.
Rahmetli dedemin binlerce dönümlük bağı, bahçesi, tarlasının yanı sıra sürüler ile küçük baş ve büyük baş hayvan besliyordu. Söz konusu sürüleri besleme ve bakımı için çobanları, bakıcılar, yardımcılar vardı.
Neyse hikaye ve anılar çok uzun teferruatlara girecek olursam her halde sadece köy anılarım 2-3 kitap olur.
Evet, gelelim başlıktaki sabah kahvaltısına. Hani şehirlerde serpme kahvaltı reklamlarını izlediğiniz o görüntüler köy sofrasında hak getirsin desem inanın.
Sofrada yok yok amma şehir serpme kahvaltıdan büyük farkı vardı. Sofraya konan her şey, ama her şey anlık taze hazırlanmış organik köy ürünleriydi.
Mesela; sade yağ, yoğurt, kaymak bir gece önceden sağılan koyun sütünün sabaha yoğurt olmuş. Yoğurt kaymağı sofraya konmak için ayrılırdı. Sabah ezan ile uyanan rahmetli ninem o yoğurdu deriden yapılmış yayığa koyar sallayarak yağ yapardı. Sabahın erken saatinde kaymak, yoğurt, taze yayık ayranı ve sade yağı ile geceden sabaha ayrılan süt, çeşit çeşit peynir hazırdır sofrada.
Bir saat önce bahçeden toplanan hiç bir ilaç katkısı olmayan organik mis kokulu salatalık, domates, biber ve bir gün önce bostandan gelen karpuz, kavun, mevsimine göre kuru, yaş üzüm, ceviz, badem çoktan sofradaydı.
Ninem yayık yayar iken rahmetli dedem de 50’yi aşkın karakovan arının balını torunları için sofraya koymaya çalışıyordu.
Bu arada kümesten gelen taze haşlanacak yumurta ya da menemenin yanısıra mahzendeki özel küpte muhafaza edilen kavurma sofrada olmazsa olmazdı.
Önemli bir konuyu daha yazmadan geçemem. O yıllarda şimdiki gibi zehirli ilaçlar, yapma gübre ile ürün elde edilmiş sebze, meyveleri kimse bilmezdi.
Çok iyi hatırlıyorum ki; ben de yardım ettim. Kış boyu ahır ve ağıldan küçük ve büyükbaş hayvanların dışkıları fermante edilerek uygun bir yerde bekletilirdi.
İnek ve sığır dışkısı yüksek miktarda organik madde toprağın yapısını iyileştirir. Azot, fosfor ve potasyum içerir; besin değeri yüksek gübre elde edilirdi. Her şey, sebze ve meyve organikti.
O yıllarda köyde elektrik olmadığı için akşamdan evin en serin yeri ya da kilerde testiye konmuş soğumaya bırakılmış suyun yanı sıra tandırdan gelen sıcak nefis ekmek, pişi, bazlama, nane sele (saç ekmeği) hazırdı.
Çocukluk dönemimde köyde sofrada zeytin hiç yoktu. Ne zaman ki şehirli olduk zeytin ile tanışınca babam köye hediye olarak kahvaltı için Gemlik zeytinlerinden gönderirdi.
Sucuk ve pastırma yerine kavurma, reçel yerine tahin pekmez; çay ise lükstü, yaygın olmadığı için kahvaltı yerine kahve gibi misafirlere ikram edilirdi.
Portakal yerine sofrada şire suyu olurdu.
Oysa şimdilerde her iki köyde binlerce dönüm zeytin ve fıstık bahçeleri boy boy yaygınlaşmış.
Evet, köyde on yıllarca bu zengin sofralarda tatil yaparken tek bir koşul vardı. Köyde yapılan işlerde dedeme, dayıma, amcama yardım etmekti.
Ne güzel günler ve ne güzel sabah kahvaltıları idi. Tadı hala damağımda.