YAZMA GEREĞİ HİSSETTİM...
YAZMA GEREĞİ HİSSETTİM...

AZİZ ARSLAN
-Sosyal medyada çoğu zaman ölen kişiler için "Işıklar içinde uyu" ifadesine çok rastlardım. Özelikle dinler tarihi ve antropoloji kaynaklarında bu ifadeler; Yahudilik veya Hıristiyanlıkta bir jargon dilinde ölen kişiye bir sevgi, bir uğurlama temennisi ile "Işıklar" mevzusu tıpkı yaşadığımız bu zaman diliminde olduğu gibi yansıtılmakta. Bu ifadeleri sarf eden kişiler; Yahudi mi? veya Hıristiyan mı? bilemem...
Kıymetli okurlarım!
Geçenlerde bir sosyal medya hesabından çok ilginç bir paylaşım yapıldığını gördüm.
Paylaşım şöyle; "Bulutlar yorganın olsun."
Işıklar içinde uyu ifadesine çok rastladım. Ama; "Bulutlar yorganın olsun." İfadesi de, neyin nesi? Bu hangi bir düşüncenin ürünü!
Ölen kişiye; Allah rahmet eylesin temennisi değil de, bulutlar yorganın olsun temennisi?
Şaka gibi, daha neler göreceğiz?
Işıklar içinde uyu...
Işıklar yoldaşın olsun...
Bulutlar yorganın olsun...
Yakında "Led Işıkları altında uyusun" gibi saçmalıklara şahit olabiliriz!
Bu konuyu bir Müslüman yazar olarak yazma gereği his ettim. Çünkü bu yorumlara hem güldüm ve hem de üzüldüm. Bu insanlar ne yiyip ne içiyor! Kafaları iyimi? Tam olarak anlamış değilim. Işıklar içinde uyu, Işıklar yoldaşın olsun, Bulutlar yorganın olsun gibi ifadeler bir batı hayranlığı. Bu mantıkla ilerde cenaze namazını da istemeyecekler. Bunların dilinde İslâm'ın kırıntısı yok. Ölen kişinin "Yatıyor" ya da "Işıklar içinde uyuyor" falan, filan ifadelerle ölen insanların bir kıyafet ceketi gibi dolaba yerleştirilmiyor ki, kabristana defnediliyor. O kabir, ölen insanın ameline göre ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur olur. Işıklar içinde uyu, bulutlar yorganın olsun veya o alkışlamalar hiç bir işe yaramayacaktır.
Dolayısıyla...
''Vefat eden kişi, diğer aleme göç etmiştir. Bize düşen ona dua etmek, alkışlamak değil. Dinimizde alkışın yeri yoktur.'' Nitekim, Peygamber Aleyhisselâm Efendimiz bir Müslüman’ın Müslüman üzerindeki haklarını sayarken cenazeyle alakalı görevleri de saymıştır. Bu nedenle, cenaze törenlerinde bağırıp çağırmak, yüksek sesle ağlamak, alkışlamak, slogan atmak, ıslık çalmak, zılgıt çekmek, tezahürat yapmak caiz değildir. Mütemadiyen, bu gibi ifadeleri genelde İslam dinine ırak kişiler kullanmaktadır.
Özetle;
Müslümanların bir yakını veya çevresinde birinin vefat haberini duyduklarında;
"İnnâ li'llâhi ve innâ ileyhi râci'ûn", Ondan geldik, ona dönüyoruz demeli...
Sonuç olarak;
Ölüm yokluk değildir. Hiçlik değildir. Vefat eden bir Müslüman'ın arkasından "ışıklar içinde uyusun" demekten veya alkışlamaktan çok Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun gibi dua ve temennilerde bulunsun. Çünkü dua ve temenni ölen bir kimseye gösterilecek en saygın ifadelerden biridir.
Dua demişken;
Muhyiddin Arabi'nin dua ile ilgili dikkat çekici ifadesini dikkatlere sunmadan geçemeyeceğim...
"Dilden çıkan dualar ses olarak maddeyi etkiler. Duaların seslerinin şekilleri vardır, canlı bir varlığa dönüşür ve yanımızda dolaşırlar."
Sevgili dostlar! Konuyu fazla uzatmadan; Bediüzzaman'ın güzel bir ifadesiyle yazımı noktalamak istiyorum:
"Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir inidam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır."
Vesselâm.