31 Ağustos 2025 - Pazar

SUÇ, YASA VE ADALET

SUÇ, YASA VE ADALET

Yazar - AZİZ ARSLAN
Okuma Süresi: 8 dk.
AZİZ ARSLAN

AZİZ ARSLAN

-
Google News

Kıymetli okurlarım!

Makalem biraz uzun ancak ilginizi çekeceğini umuyorum.

Habil ve Kabil’den bu yana, "insan sorunu" olan toplumda adaletin sağlanması çok zor ve karmaşık bir yaşam meselesi haline gelmiştir. Hukukun üstünlüğü, demokrasinin güçlendirilmesi ve toplumsal yaşam yolunda atılan adımlar adaletin işleyişinde olumlu sonuçlar elde edilemediği bir aşikar.

Bu kavramları analiz ettiğimizde, adaletli ve adaleti sağlayabilecek insanlara öyle çok ihtiyaç var ki? Hani insanoğlu hep adaletten bahseder. Hz. Ömer'in adaleti der! Ama bazen de fırsat ele geçtiğinde adaletin kenarından bile geçmezler?

Yaşadığımız bu asırda toplumda söylenen ile yapılanlar bir birini tutmamaktadır. Ya bugün söylediğini yarın inkar ediyor, ya da dün söylediği ile bugün yaptığı ile aynı olmuyor. Oysa Ömer'leri "Ömer yapan" sözleriyle özlerinin bir olması. Bu nedenle adalet denilince ilk akla gelen Ömer ismidir. Adeta adalet onunla özdeşleşmiştir.

Peki bizde ki, Ömerler nerede?

Bir yandan yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırma gibi... hangi cezayı alacağını düşünmez. Eldeki mevcut imkanları kendi istekleri doğrultusunda babalarının çiftliğiymiş gibi kullanırlar.

Ya ihaleye fesat karıştıran, yasanın hangi maddesine göre hangi cezayı alacağına ilişkin aklının ucundan bile geçirmez. Nasılsa arkasında kalın enseliler var.

Masum bir canı öldürmenin cezası yasada bir gün de olsa, bir ömür de olsa, hatta anında idam da olsa, suç işleyen biri “bir dakika bakayım, yasada bunun cezası ne? diye bakmaz, suçu işler. Hani Kabil, Habil’i öldürürken yasaya mı bakmıştı?

Durun daha bitmedi...

Devletin malını zimmetine geçirme, dolandırma, insanların malına çökme, uyuşturucu ticareti yapma, hileli ürün satma, hak etmediği birini göreve getirmek veya görevi kötüye kullanmak. Bunları yapanlar, aracılık edenler ve göz yumanlara! Yasada karşılığı hangi cezadır, diye kendileri için çok önemli değil artık? Yapanların yanına kâr kalıyor. Ama mizanda Allah'ın huzurunda bu yapılanların hesabı dürülecektir.

Mütemadiyen, komşusunu gürültüyle rahatsız eden de, kendi zevki için içtiği sigaranın dumanını bir başkasının yüzüne üflemesine kadar? Bu kul hakkı olduğunu anlamadığı müddetçe kanunda ne yazdığının ne anlamı var ki?!

Ezcümle; elbette yasalarda ne yazıldığı önemli.

Hiç bir suç, cezasız kalmamalı,

Hiç bir ceza, suça teşvik etmemeli,

Hiç bir ceza, suçu özendirmemeli.

Somut ve soyut anlamda ıslah edici olmalı.

Kıymetli okurlarım!

Kısa bir zaman önce; bir vatandaşın otomobilinin satışını dolandırıcılık marifetiyle zimmetine geçiren şahıslara karşı yargıda mağduriyetinin giderilmesi için adalet istiyorum çağrısına ilişkin bir çözüm bulamadığı için kendisini mağdur eden şahısları kendi elleriyle cezalandırması gibi. Adaletin işleyişinin caydırıcılığı ve cezai güvencelerin hızlandırılmaması durumunda insanların yasalara bağlı kalması, kurallara uyması pek zor olduğu görülmekte.

Kanunda her cezanın işleyişindeki mevcut cezaların tarifi beli. Ama ahlak, Allah korkusu kâğıda dökülmez! Her şey yönetmeliklere ve kurallara bağlanmaz. Suç işlemeye niyetli olan sürekli bir açık arama çabası içerisinde, çünkü ülkemiz suçlular cennetine dönüşmüş durumda. İnsanlar ne suçtan korkuyor ne verilecek cezadan! Ama suç işlemeye niyetli olmayan bir kimse, kendisini her şartta ve her yerde suça karşı koruyacaktır. Sonuç olarak cezalarda gerçek manada bir caydırıcılık olmalı. Bu caydırıcılık şeriat mahkemelerinin kurulmasıyla mümkün olacaktır.

Peki bu nasıl olmalı derseniz?

Şöyle ki;

İslam şeriatı demek, "İslam dininin hükümleri" demektir. Yani şeriat; zalimlere “Dur” diyen, toplumsal ahengi ve adaleti sağlayan hükümler bütünlüğüdür."

Kısacası şeriat... Hayatı düzenleyen ilahi bir yol, zulmün ve adaletsizliğin karşısında duran bir sistemdir. Bugün şeriat denilince, neden sadece akla cezalar geliyor! Biliyor musunuz.

Çünkü size şeriatın sadece yüzde biri anlatıldı. Diğer yüzde 99'u, merhamet, adalet, hak koruma, yetim hakkı, ticaret etiği, yöneticilerin hesap vermesi gibi konularla dolu. Avrupa ülkelerinde işçi hakları 19'ncu yüz yılda bağlanırken, İslam 1400 yıl önce işçinin teri kurumadan hakkını verin diyordu. Kadına miras, ticaret hakkı, boşanma hakkı, nafaka hakkı, şahitlik, bunlar o dönemin hiç bir hukuk sisteminde yokken, şeriatın temelindeydi. Ama küfür zındıka komiteleri ne yaptı! Kendi yozlaşmış orta çağ düzenini, İslam'ın adalet sistemiyle karıştırdı. Sonra da şeriat baskı dedi. Ve Müslümanlar bunu sorgulamadan benimsedi. 

Şu örneğe gelin birlikte bir göz atalım; Hz. Ömer döneminde, bir adam hırsızlık yapar?! Elinin kesilmesi istenir. Hz. Ömer, hemen sorar! Bu adam niye çaldı? Cevap gelir. Açtı, yiyeceği yoktu ve Hz. Ömer tarihe geçen şu cevabı verir. Adamı bu hale düşüren yöneticiler varsa, bu adamın değil, onların eli kesilmelidir ve ceza iptal edilir. Çünkü şeriat, sadece ceza değil, Adalettir. Şartlar adil değilse ceza uygulanamaz. Peki bugün hukuk sisteminde, siyasi bürokratlar dokunulmaz, yoksul adaletsiz, kadınlar istismara açık, kadınlar ve çocuklar öldürülüyor, zenginler ayrıcalıklı, hangisi baskı? Hangisi adalet. Şeriat insanların değil. Allah’ın yasasını üstün tutar. İşte "ŞERİAT" suçluya gerçek cezasını kesen bir sistemdir.

Kıymetli okurlarım!

Durum bu olmakla beraber, şeriatın gaye işleyişindeki gerçekleri bilmeyen insanların kafalarına empoze edilen; "şeriat çağdışı cezalandırma hükümleri olduğuna ilişkin algı oluşturulmasıyla birlikte, İslam düşmanları olan sebetayist zalimler kendi korkularını Müslüman halka aslan görmüş sırtlanlar gibi şeriattan uzaklaştırmaktadırlar.

Tarih sayfalarına baktığımızda hukuk ve adalet terazisini şeriat yönetim politikalarıyla başarılı bir şekilde işleten şahsiyetleri görmek mümkün: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Ömer bin Abdülaziz gibi. Dünyayı yöneten bu insanlar şeriatın "ADALET" hükümlerini muhteşem bir şekilde hayata geçirmişler. Gayri Müslim olan insanların bile kendi dinlerine ait mahkemelerde yargılama talebinde bulunmayıp, İslam şeriatına baş vurarak yargılanma talebinde bulunmuşlardır. Şeriat hükümlerine göre yargılanıp haksızlıkları giderilmiş ve haklarına kavuşmuşlardır.

Sonuç olarak;

Hukukun üstünlüğü ile kadın ve çocukların korunması, organize suçların çökertilmesi, şiddetin azaltılması, faiz lobisi, yoksulluğun ortadan kaldırılması, liyakat ve adam kayırma, kamudaki israf ve yolsuzlukların önüne geçilebilmesi için İslam şeriatıyla mümkün. Yani şeriat mahkemelerinin kurulmasıyla ve işleyişiyle mümkün olacaktır.

Bu mümkün olabilir mi?

Elbette mümkün...

Bu sorunun cevabına ilişkin, Bediüzzaman'ın ifadesiyle cevap vermek istiyorum.

Bediüzzaman şöyle ifade buyurmakta:

“Şeriatta; yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûl-emirlerimiz düşünsünler.”

(Divan-ı Harb-i Örfî )

Hâsılı; insan, zaaflarıyla imtihan edilir.

Filhakika, dünyayı değiştirmek isteyen, önce kendinden başlamalı.

Neyse... anlayan anladı.

Selam ve adaletle kalın.

#
Yorumlar (2)
D.O
31.08.2025 12:06
Aziz hocam mükemmel bir konu. Yolsuzlukların, hırsızlıkların, çete mafya, uyuşturucu, adam öldürmelerin vs.. vs.. Gerçekten şeriat mahkemeleri bunların hakkında gelir. Bediüzzamanın ifadesiyle Ülkeyi yönetenlerin biran önce şeriat mahkemelerini kurarlar.
Muhammed N.
31.08.2025 11:47
Sayım yazarım, Adalet konusunu mükemmel izah etmişsiniz. Elinize ve kaleminize sağlık.
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları