HÜLÂSA; RİSALE-İ NURLAR...
HÜLÂSA; RİSALE-İ NURLAR...

AZİZ ARSLAN
-Hülasa; bir çoban olsaydım diyorum şu koyun sürülerine... Kırlara, bayırlara çıksaydım; o yeşilliği yara yara kendimi yeşile boyasaydım.
Hülâsa; bir tarlanın kıyısında açan gelincik olsaydım, güneşle yıkanıp rüzgârla tanışsaydım. İtilip kakılmış, horlanmış ve yara bere içinde kalmış bir çocuğun hiç binemediği o salıncağını ben sallıyor olsaydım... Dudağından ve burnundan süzülen kanı mendilimle silip, her gece o büyük acıyı kendi içimde sessizce selamlasaydım.
Hülasa; makyajı akmış, saçları dağılmış, gözleri ağlamaktan yorulmuş bir genç kıza bir başörtüsü hediye edebilseydim; siyah beyaz bir aile fotoğrafı huzuruyla kollarındaki morlukları ona unutturabilseydim ve o, yeniden bir çocuk gibi umut edebilseydi.
Hülâsa; maneviyattan uzak sokaklarda yalnızlığa savrulan gençlere, soğuk havada çaya aşık tek bir şeker; Nevruzun bahar bayramında Bediüzzaman gibi bir nefes olsaydım. Barla’nın o meşhur çam ağacının üstünde bir dilim sıcak ekmek olsaydım ve bir de Isparta kahramanlarına arkadaş olabilseydim.
Hülâsa; siyah beyaz duvarların arasına özenle saklanmış Risale-i Nur sayfaları, masada sert bir parça ekmek, bir baş kuru soğan ve kibrit kutularının içinde elden ele gizlice dolaşan o nurdan yazılar... Ah! Gençliğin dertlerine derman, yaralarına ilaç olan Risale-i Nur hakikatleri; keşke bugün okullarda birer hayat dersi olarak okutulsaydı.
Hülâsa; Şark vilayetlerinde "Allah, Peygamber, Kur'an" diyenlerin darağaçlarında idam edildiği o karanlık devirlerden geçerken...
Urfad'a Abdulkadir Badıllı ve Mustafa Hoca Ağabeyler,
Diyarbekir'de Mehmet Kayalar, Molla Sıddık Hoca, Köprücü ve Hacı Hakkı ağabeyler,
Batman'da Mirza Demir, Mehmet Uçar ve Celal Aksunger ağabeyler,
Siirt'e Osman Kıngır ağabey,
Mardin'de Abdullah Cuci ağabey,
Van'da Molla Resul, Molla Hamid, Celal ve Yaşar ağabeyler,
Bilis'te Yusuf Sosyal, Yaşar Damgacı ve Şevket Öngören ağabeyler...
"Şark bölgesinde, Bismil denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri kuşkusuz Mahmut Nadiroğlu’dur. Bölge insanının ona yakıştırdığı ‘atom karıncası’ unvanının yanı sıra; Bismil gençliği üzerindeki etkisini, yetiştirdiği sayısız talebeyi ve dur durak bilmeyen azmiyle sergilediği takdire şayan hizmeti..."
İşte yanmaksa yanmak, vurulmaksa vurulmak diyerek bir an bile tereddüt etmediler. Gecenin en karanlık sokaklarında göğüslerini gere gere zındıka komitelerine karşı durdular; kalplere giden yolları Nurlarla aydınlattılar. Ne yazık ki yeni nesil, isimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz bu devâsa yüreklerin hayat hikâyelerini yeterince bilmiyorlar. Oysa Üstadımız Bediüzzaman’ın, ''Ben kışta geldim, sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz'' müjdesindeki o bahar; bugün bizler için Kur’an’ın elmas kılıcı olan Risale-i Nurlarla donatılmış muazzam bir meyve sofrasıdır.
Hülâsa, uzun lafın kısası: Şan, şöhret ve etiket peşinde koşan; suya sabuna dokunmadan, hizmetle uzaktan yakından alakası olmadığı halde Risale-i Nurları ve Bediüzzaman’ı sosyal medya mecralarında kendilerine basamak yaparak övgü ve menfaat devşirmeye çalışan riyakârların sayısı ise ne yazık ki hızla artmakta...
Özetle; Peygamber Efendimizin varislerinden Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi olmak üzere, ebediyete intikal eden tüm talebelerine Allah'tan rahmet diliyorum. Ruhları şad, makamları âli olsun. Hayatta olan ağabeyler için de sıhhat ve afiyetler diliyorum.
Selam ve dua ile.