ORTAOKULUNDA MEZUNİYET REZALETİ
ORTAOKULUNDA MEZUNİYET REZALETİ

AZİZ ARSLAN
-Kıymetli okurlarım,
Yaklaşık bir hafta önce, evimin yakınındaki bir Ortaokulunda mezuniyet balosu adı altında öğrencilerin müzik eşliğinde, âdeta bir manken edasıyla sergiledikleri o 'teşhircilik' rezaletine bizzat şahit oldum. Bu denli abartılı ve gayr-i ahlâki kutlamaların çocuk yaştaki öğrenciler için hiç uygun olmadığını belirtmek isterim.
Hülâsa anlamakta zorlandığım nokta şu: Milli Eğitim yetkilileri bu rezalete her yıl neden izin veriyor? Öğrenci olduğum yıllarda mezuniyetleri hatırlıyorum; o günlerde bir dönemin bitişi; sessizce, gözyaşlarıyla öğretmenlerden ve arkadaşlardan ayrılmanın ağırlığı, o tertemiz yüreklerimizde derin izler bırakırdı. Bugün ise bambaşka bir manzarayla karşı karşıyayız: Okullarda, sanki Ülkemiz Avrupa Eurovision şarkı yarışmasını kazanmış gibi, 'başarı zaferlerini' müzik, oyun havaları, dans eşliğinde kutluyorlar?!
İnsan sormadan edemiyor: Mezuniyet döneminde bizi ağlatan neydi? Onları böyle oynatan, hoplatan ve sevince boğan ne? Eğitim yuvalarından bir an önce kurtulması gereken bir "yük" ağırlığından mı? kaçıyorlar, yoksa hoyratça eğlence anlayışı, eğitimin ruhundan kopmuşluğun bir yansıması mı? Bir öğrencinin, hayatın doğal akışı içinde mezun olması beklenen bir sonuçtur. Peki, bu süreci neden devasa masraflar, abartılı (kostümlü) elbiseler ve gösterişli organizasyonlarla bir "başarı zirvesine" dönüştürme çabası neyin nesi? Özellikle Ortaokul seviyesindeki öğrenciler, lise ve üniversite mezunlarını taklit ederek içi boş güm güm ses çıkaran bir teneke gibi yetişkinlere özendirilerek telafisi zor bir süreç içerisinde çocukluğunu yaşayamadan "bu çağın" birer figüranı haline getiriyoruz. Bugün, mezuniyet kıyafetinden profesyonel çekimlere, yemeklerden balolara kadar uzanan bu zincirin, eğitim ve öğretimin özünden çok maneviyattan uzaklaştıran bir gençlik profili yetiştirilmekte?
Özelikle, ebeveynler evlerindeki kombine eşya modeliyle renk uyumunu kafalarına taktıkları kadar, ahlaki çürüme içinde olan çocukları için kafayı bir yora bilseler keşke? Toplumsal yapının en canlı ve hareketli unsuru gençlerdir! Yaşları gereği sefahet yollarını kapatmak için ebeveynlerin çocuklarına acilen sahip çıkmalı, Allah sevgisini ve ahiret bilincini, dünyanın geçici bir meta olduğunu, asıl ebedi bir hayatın âhiret yurdu olduğunu inceden inceye, İslami yaşam tarzını gerek Kur'an-ı Kerimde, gerekse; Peygamber Efendimizin şahsında bizzat görülen güzel ahlak özelliklerini ebeveynler ve Milli Eğitim Bakanlığı gençlerimize rol model olarak hayatlarına nakış nakış etki edecek bir eğitim anlayışını hayata geçirmeleri gerekmektedir.
Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerimin mealinde, şöyle buyurmakta:
"Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz."
(Tahrîm Süresi Ayet-6)
Ezcümle, Kur'an ve Sünnet dairesinde hareket etmeyen toplumlar ne okulları, ne sokakları, ne evleri, ne de devlet kurumlarını idare etmesi mümkün değildir.
"Karşımda müthiş bir yangın var, alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum." diye feryat eden Bediüzzaman Hazretleri, bizlere bu yıkımın dehşetini âdeta haber vermekte.
İşte tamda bu manzara karşısında, Tekvîr Suresinin mealini dikkatlere sunmak tam yerinde olsa gerek...
"Bu gidiş nereye?" (Tekvîr Suresi Ayet-26)
Ey idarecilerimiz,
Ey Milli Eğitim yetkilileri,
Ey ebeveynler bu gidiş nereye...