09 Nisan 2020 - Perşembe

BABAMI VE DOSTUMU ANARKEN

Yazar - M. Latif YILDIZ
Okuma Süresi: 6 dk.
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

-
Google News

    Bu yazıyı yazmaya başladığım 8 Nisan günü çok sevgili arkadaşım, hocam, büyüğüm namı değer rahmetli dostum Kürd tarihçisi ve bilgesi Cemşit Bender’in (Mehdi Halıcı) vefat yıl dönümüydü. Yazımın çıktığı bu gün (10 Nisan) iliklerime kadar huzur htiğim, çınarım, koruyucum. Sevgiyi, özlemi, hasreti, heyecanı, gururu ve mutluluğu bana öğreten ilk öğretmenim babamın vefat yıl dönümü.

   İnsanlar doğar, büyür ve ölür. Her bireyin ölümü kendine ve yakınlarına özeldir. Ancak bazı âlimlerin, aydınların, bilgelerin ölümü kendine olan özelden çıkar toplumsallığa dönüşür. Sıradan insanlar için yaşam ve ölüm; ailesi, sevenleri dışında kimseyi ilgilendirmez. Babam gibi âlim, çok büyük ve kalabalık bir aileye, akrabaya, beldeye, bölgeye kendi zaman dilimi içinde katkıları olan biri için aynı şey söylenemez. Babam Seyda’ye Melle Abdülkerim (vefatı:10 Nisan 1980)  ve dostum Cemşit Bender ( vefatı:08 Nisan 2008) de olduğu gibi.

     Babamın vefatı üzerinden 40 dostumun 18 yıl geçti. Bana eksikliğin ne dendiği zaman “baba” ve “dost” derim. Baba ve dost olmayınca çok şey eksiktir. Babam ve dostum sağ iken baktığım bir yerdeydiler. Ama vefat ettikten sonra baktığım her yerdedirler.

    Kerameti kendinden menkul, dayandığı ciddi hiçbir kanıtı olmayan bazılarına göre abartıyorum diyebilirler. Beynimi, yüreğimi okuyan falcılık yaptıklarından; onlarda o cevher olmayınca seni eleştirirler. O kadar katı vicdanları var ki özlemi, sevgiyi bulmadıkları için seni anlamazlar. Babanın evladın çınarı, meyvesi olmasa da gölgesi olduğunu anlamazlar.

    Babanın evlada bıraktığı en önemli miras babanın dostları ve evladın kendi dostları ile sürdürebileceği güzel ilişkilerdir. Çünkü baba yaşanan hayatın en güzel terbiye veren yegâne öğretmeni, ebedi ve fani hayatın da sebebi ve sonucudur.

    Bu yüzden bu gün vefatlarının arasında 2 gün farkı olan babamın ile dostum Cemşit Bender’in ölüm yıl dönümünü aynı makalede yazmak istedim. Çünkü dostluk babalar için olan duyguların birer bir aynısıdır. Sevgi, saygı, bağlılık, muhabbet ifade eden ilişkiler her ikisi için de geçerlidir. Hem baba, hem de dost kırmayan, kırılmayanlardır. Almadan cömertçe vermesini, yardım etmeyi bilenlerdir. Sevinçleri ve acıları yüreğinde hissedenlerdir. Çünkü her ikisi de güvendir, sana örtüdür, seni muhafaza edendir. İkisi de kötü anlarında sana teselli ve şefkatin sığınağıdırlar. Çünkü babalık ve dostluk vefa ister, katlanmak ister.

    Geçen yıl makalemde dile getirdiğim gibi; anne, baba, kardeş sevgisi çok farklıdır. Hangisinin üstün olduğunu söylemek kişiye göre değişir. Baba için ise çocuklarını ayırmak mümkün değil. Ama evlat için sevilmek, beğenilmek daha farklıdır.

    Babam vefat edeli 40 yıl oldu. Her 10 Nisan’da babamla ilgili yazı yazarım. Aradan 40 yıl geçse ve bazıları bunu kavramasa da âlim, bilge insan; Seyda’ye Melle Abdülkerim için vefat yıl dönümlerinde bir makale yazmak benim için evlat görevi olmaktan öte, yazar, emekli öğretmen olarak ondan türeyen yeni nesillere, ailesine, akrabalarına, aşiretine, hemşerilerine hatırlatmak insani görevim, ailevi mecburiyetim olarak bilirim.

    Babam, gördüğü medrese eğitimi ile ilmin o manalı sözlerinden çok kâinatın tılsımlı evresinde farklılıkları bulan ön görüye sahipti. Neil Armstrong; 20 Temmuz 1969 tarihinde Apollo 11 ile yaptığı ay yolculuğunda aya ilk ayak bastığında babamın bilgisinin değerini, düşünürler âlemindeki geniş ufkunu dükkânındaki örnek sohbetinde anlamıştım.

    Medrese işlevini gören demir, çimento, un, tütün, bulgur dükkânında kürsüler üzerine halka halinde oturmuş yörenin yönetici, âlim, Melle, Seyda, öğretmen, işçi, memur, esnaf, köylü topluluğunun ürettiği fikir, görüş, yorum ve düşünceler hazinesi içinde o seçkin topluluğa 23 yaşıma kadar hizmet ederek sohbetlerini dinleme bahtiyarlığını yaşadım.

    Bilgi, akıl ve ahlak nitelemeleri insan için bir donanımdır. Bundan hareket ile diyorum ki iyi ki bilgiyi ve aklım ile yönetmeyi babamdan öğrendim. Batman’ın ilk yerleşik düzeye geçen ailesi olarak sevginle, ilminle çok şeyin zenginliğini bizlere yaşattın. Yalnız evimizin, ailemizin değil akrabaların, eş, dost ve yakın arkadaşların için de büyük bir güvendin. Senin özelliklerini evlatların olarak devam ettiremediğimiz için kendi adıma üzgünüm.

    Babam beni bana bıraktı. İşte o yüzden babamın ölümünü içimden atamadığım çok ince bir sızıdır. Her 10 Nisan’da sızı biraz daha artıyor. Yüreğim onsuzluğa zor alışıyor. Çünkü o hayatı boyunca suskun seven, sessiz ve gizli üzülen, en zor anında bile yıkılmayan, çok sevdiğim adam gibi adamdı.

    Babamın ölümü beni yoksullaştırdı. 40 yıldır bu yoksulluğun acısını çekiyorum. Cemşit ağabeyi de 12 yıl önce kaybettik. Allah ikisine rahmet eylesin. Yerleri cennet olsun. Sizleri çok seviyor, arıyor, özlüyorum, ikinizle çok ve de o kadar anlamlı anılarım var ki nemli gözlerle bu satırları bitiriyorum.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları