27 Ekim 2026 - Salı

BİLGİYİ TEFEKKÜRLE BULUŞTURMAK : ÇOCUK EĞİTİMİNE BİR BAKIŞ

Bazen bir bilgiyi karşımızdakine aktarırken onun yalnızca sözcük anlamıyla yetindiğimizi fark ediyorum. Oysa bilgi, anlamla buluştuğunda insanın dünyasında yeni kapılar açar.

Yazar - Yusra AYDIN
Okuma Süresi: 4 dk.
Yusra AYDIN

Yusra AYDIN

-
Google News

En basitinden, okul öncesi ya da ilkokul çağındaki bir çocuğu düşünelim. Beş duyu organının ne olduğunu, gözün görmek, kulağın duymak, burnun koklamak gibi işlevlerini bilir. Fakat bu bilgiyi yalnızca tanımlardan ibaret bıraktığımızda çocuğa bir şey öğretmiş oluruz; onu anlamın derinliğine davet ettiğimizde ise bambaşka bir yolculuğun kapısını aralarız.

Mesela bir çocuğa yalnızca gözün görme organı olduğunu anlatmak yerine, “Gözlerinle Allah’ın yarattığı kâinata hiç dikkatlice baktın mı? Bir yaprağın damarlarını, gökyüzünün renklerini, küçücük bir karıncanın telaşını fark ettin mi?” diye sorsak…

İşte o zaman çocuk, görmenin yalnızca gözle ilgili olmadığını keşfetmeye başlar. Bakmakla görmek arasındaki farkı anlamlandırır. Varlıkların ardındaki inceliği fark ettikçe tefekküre yaklaşır. Tefekkür ettikçe de dünyaya, kendisine ve çevresindeki canlılara karşı bakış açısı değişmeye başlar.

Belki de eğitimin en güzel tarafı budur: Çocuğa yalnızca neyi bilmesi gerektiğini değil, bildiği şeyin kendisinde hangi duyguyu uyandırabileceğini de göstermek.

Bir de kulağı düşünelim…

Bu dünyada en çok duyduğumuz seslerden bazıları anne ve babamızın sesidir. Onların sesine aşina olur, sesleriyle güven buluruz. Peki, bir çocuğa yalnızca kulağın işlevini öğretmekle yetinmesek? Ona, “Anneciğinin sesini duyabiliyorsun. Bir kuşun ötüşünü, yağmurun toprağa düşüşünü, ezanı işitebiliyorsun. Bütün bunları duyabilmek sana ne hissettiriyor?” diye sorsak…

Belki o an çocuk, sahip olduğu bir nimetin farkına varacak. Duyabilmenin kıymetini düşünecek ve içinden bir şükür duygusu yükselecek. Ezanı duyduğunda yalnızca bir ses işitmeyecek; o sesin kendisinde uyandırdığı manevi anlamı da hissetmeye başlayacak.

Üstelik bu yolculuk yalnızca tefekkür ve şükürle de sınırlı kalmayacak. Çocuk, kendi deneyiminin dışına çıkmayı öğrenecek.

“Ben dünyayı gözlerimle böyle görüyorum. Peki, görme engelli bir insan dünyayı nasıl deneyimliyor olabilir?”

“Ben kuşların sesini duyabiliyorum. Peki, işitme engelli bir arkadaşım doğayı nasıl keşfediyor? Onunla nasıl iletişim kurabilirim?”

İşte tam bu noktada bilgi, empatiyle buluşacak. Çocuk, kendi sahip olduklarını fark ederken başkasının deneyimini de anlamaya çalışacak. Farklılıkları bir eksiklik olarak görmek yerine, başka insanların dünyayı kendilerine özgü biçimlerde deneyimlediklerini keşfedecek.

Belki de çocuklara vermemiz gereken eğitim tam olarak budur: Bilgiyi ezberletmekten öte, bilgiden bir duyguya; duygudan bir farkındalığa; farkındalıktan da güzel bir davranışa ulaşabilmek.

Çünkü bir çocuk yalnızca gözün görme, kulağın duyma işlevini öğrendiğinde bilgi edinir. Gördükleri üzerine düşündüğünde tefekkür eder, sahip olduklarının kıymetini fark ettiğinde şükreder, başkasının dünyasını anlamaya çalıştığında empati kurar.

Ve bütün bunlar bir araya geldiğinde eğitim, yalnızca zihne bırakılan bilgiler olmaktan çıkar; insanın kalbine, bakışına ve davranışlarına dokunur.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.