18 Temmuz 2023 - Salı

ARAPÇA VACİP, TÜRKÇE LAZIM, KÜRTÇE CAİZ

ARAPÇA VACİP, TÜRKÇE LAZIM, KÜRTÇE CAİZ

Yazar - AZİZ ARSLAN
Okuma Süresi: 7 dk.
AZİZ ARSLAN

AZİZ ARSLAN

-
Google News

Lisân-ı Arabi vâcip, Türki lâzım, Kürdi câiz.

Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadeleri ne anlama geliyor veya bizlere ne gibi bir mesaj vermekte?

Bu derin mânâlara bakış açımız. Akıl ve mantık tanımı ile mümkün olacaktır.

İnsanların farklı dillerde, renklerde ve ırklarda yaratılmış olması her şeyden önce Allah (C.C)’nin takdiridir.

Cenabı Allah şöyle buyurmakta:

Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.(Hucurât Suresi Ayet -13)

Kavimlerin kendi dillerini konuşması ve muhafaza etmesi en tabi haklarıdır. Bir ülkede, resmi dilin olması elbette gereklidir. Ama resmi dilin dışında her bir kavim milletin kendi dilini konuşup muhafaza edebilmelidir. Bu açıdan her hangi bir baskı kurulmamalıdır. Baskı ve zulüm insanları birleştirmez, aksine birleştirmeyi imkansız hale getirir. Elbette insanların yaşam biçimi adına kültürel yapının kendisine has bir yaşatma biçimi ve bir birine yakın olmasının temelinde islami yaşayış biçiminin bir rol bir model olmasındandır. Yani milliyetçilik duygusu insanlar arasında bir dayanışma, bir yardımlaşma, bir kuvvete sebebiyet veriyor ise, İslam ve insan kardeşliğine zararı dokunmuyor ise, bu duygu müspet ve zararsızdır. İnsanın milliyeti inancına bir kalıp, bir kılıftır. Değerli olan kılıf ve kalıp değil, kılıf ve kalıbın içindekidir.

Osmanlı döneminde ortadoğu coğrafyasında:

Değerler yönüyle, Siyaset yönüyle, Dil (lehçeleri) yönüyle, Eğitim yönüyle ve Tarihi yönüyle, bu kavramlar karşısında..

-Araplar: Türkçeyi ve Kürtçeyi,

-Türkler: Kürtçeyi ve Arapçayı,

-Kürtler: Arapçayı ve Türkçeyi, Ana dilleri gibi özgürce öğrenmiş ve bin yıl iç içe yaşamış akrabalıklar kurmuş, bu necip halklar ayrılmaz et ve tırnak gibi olmuşlardır. Osmanlı döneminin sona ermesiyle ortadoğu coğrafyasında emperyalistler Kürt toplumu üzerinde bir takım oyunlar tertipleyip, fitne, kargaşa ve tuzaklara düşürmek için, Türk ve Kürt kardeşliğinin birlikteliğini parçalayıp ayrılmasını körükleyen avrupa ülkelerinin başında bulunan ingilizler ve siyonist israil geliyordu. 

Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c. I, Ankara 1976, s. 135.- eserinde: İstanbul’daki İngiliz elçisinin İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir telgrafta bu gerçek şu şekilde dile getiriliyordu:

“Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir.”

Bediüzzaman kavmiyetçilik ve ırkçılık fitnesinin dış kaynaklı bir Frenk illeti olarak görmüş ve bu illetin doğuracağı vahim neticeyi şu şekilde ifade etmiştir:“Fikr-i milliyet bu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zalimleri bunu İslâmlar içinde menfî bir surette uyandırıyorlar. Tâ ki parçalayıp, onları yutsunlar.”( Risale-i Nur / Mektubat)

Bu coğrafyada yaşanan tatsız ve üzücü hadiselerinin özellikle İslam beldelerinin belini büken “ırkçılık ve mezhepçiliğe”dayalı sorunları, Bediüzzaman eserlerinde gösterdiği çözüm yollarının önemini vurgulamaktadır. 

Bediüzzaman Hazretleri, öğretilerinde medeniyet ve teknolojik gelişmelerini desteklemiş, ancak bunların dinimizin esaslarıyla çelişmemesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Doğu bölgesinde acilen dini ilimlerle, fennî ilimlerin birlikte okutulacağı bir üniversitenin açılması için büyük gayret göstermiş. Bunun için 50 yıllık hayalimdi dediği bu projeyi ilan eder. İleri görüşlülüğü İlim ve eğitim modelini diller üzerinden gayet veciz bir şekilde dikkat çekerek şu tespitlerde bulunur: “Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürtçe caiz” demiştir. Çünkü ümmetin sıkıntılarına çare olabilecek ayrışmayı ve emperyalistlerin planlarını berteraf edecek, yüz yıl öncesinden bu görüşleriyle sanki bu günleri görür gibi dil lehçeleriyle...

'Medrese ilimleri', 'Tasavvuf ilimleri' ve 'Fen bilimleri 'Fizik', 'Kimya', 'Biyoloji', 'Tıp', 'Edebiyat', 'Tarih'. Bu ifadeleriyle milletimizin birlik ve beraberliğinin ancak İslâm kardeşliği ile mümkün olabileceğini ifade etmiştir.

Bediüzzaman, hem Türkleri hem de Kürtleri çok iyi tanımaktadır. Her iki milletin kardeşlik bağlarını, birlik beraberliğini, saygı ve hürmeti bir arada tutabilecek güçlu ve kuvvetli bir el gibidir.. 

İnsan günlük maişetini, kazancını ve hatta davranışlarını hep akıla göre ayarlıyor. Yanlış yapınca “hay akılsız kafam, kafamızı çalıştıramadık” vs. Bu konuya yüzeysel bakıldığında ülke insanımız için kardeşlik meselelerinin çözümü, Kur’an ve sünnet dairesinde olmalı. Türkler ve Kürtlerin psikolojik ve sosyal hayatını ciddi bilen ve analiz edebilen Bediüzzaman gibi vatanperver bir şahsiyetin Risale-i Nur eserlerindeki çözüm ve önerilerine kulak verilmesiyle bir çok sorunun çözülmesi mümkün olabilecektir.

Gerçek manada, bu düşünceleri analiz ettiğimizde ayrıştırıcılığın panzehirinin reçetesi; Sanat, marifet ve ittifak gibi yapıcı, birleştirici, iyileştirici unsurlarını Bediüzaman Hazretleri şöyle dile getiriyor:

“Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir, bir bir bir... binler kadar. Bu açıdan, Türkler ve Kürtler olarak bir farklılığımız olsa da bizi birbirimize bağlayan hakiki ve sağlam bağlarımız vardır. Halıkımız, rezzakımız olan Rabbimiz birdir. Bütün alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (sav) birdir. Okuduğumuz Kur’an bir, Ezanımız bir, Namaza durduğumuz kıblemiz birdir buyurmuştur.

Ülkemizde hızlı bir değişimini gözlerimizle müşahede ediyoruz. Bu değişimle beraber akıl, insanı diğer canlılardan ayırdığı gibi, ilim, bilim ve teknoloji adına insanlığa mal olabilecek ne varsa hepsi, ikrami ilahidir ve akıl bu derece önemli ulvî bir nimettir herşeyimizi halletmeye, maddi ve manevi problemlerimizi çözmeğe, bizi hakikate götürmeye muktedirdir.Sevgili Peygamberimiz hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

 Bana cennet gösterildi. Cennet halkının ekseriyeti 'bühül' olanlardı demiş.

-"Bühül" kimlerdir. Ya Rasulallah diye sorduklarında, Peygamberimiz (sav), "Kafalarının arkasında kötü niyet ve fikir taşımayanlardır" cevabını verir.

Anlam ve yaklaşım bakımından: 

Cenabi Allah, Kur'an'da "Tefekkür etmiyor musunuz? Düşünmüyor musunuz? Akıl etmiyor musunuz? Sizin için burada hikmetler vardır." diyerek bizleri uyarıp, tefekküre davet ediyor. 

Yunus Emre'nin şu güzel ifadesiyle bir bakış açısı..

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmesen,

Bu nice okumaktır.

Selam ve muhabbetle.

Kalın sağlıcakla.

#
Yorumlar (2)
19.07.2023 20:05
Harf inklabıyla müslümanların şah damarını kestiler... Aziz bey eline ve kalemine sağlık çok faydalı bilgiler.
Zekeriya Kaya
19.07.2023 17:24
Bu ülkede en büyük felaket harf inkılabı ile olmuştur. Ne Arapça ne Türkçe ne de Kürtçe kalmıştır.
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları