24 Şubat 2026 - Salı

DÜNYA FARKLI BİR YÖNE EVRİLİYOR

metinbanli@hotmail.com

Yazar - METİN BANLI
Okuma Süresi: 4 dk.
METİN BANLI

METİN BANLI

metinbanli@hotmail.com -
Google News

Dünya, giderek farklı bir yöne doğru evrilmektedir.

Geçmişte kapalı kapılar ardında, diplomatik nezaket cümleleriyle yürütülen müzakerelerin yerini; günümüzde açıkça dillendirilen, hatta zaman zaman gururla savunulan ticaret savaşları almıştır. Küresel güç merkezleri, ekonomik baskıyı gizlemeye dahi ihtiyaç duymamaktadır.

Belirlenen çizginin dışına çıkan aktörler, ticaret savaşlarının en sert araçlarından biri olan ekonomik ambargolarla karşı karşıya bırakılabilmektedir. Diplomasi, uzlaşma zemini olmaktan giderek uzaklaşmakta; yerini baskıya ve açık dayatmalara bırakmaktadır. Artık masada müzakereden ziyade güç dengeleri konuşulmaktadır.

Bu zihniyet yalnızca ekonomiyle sınırlı değildir.

Yoğun nüfusun yaşadığı bölgelerin “değerli arazi” söylemleri üzerinden tartışmaya açılması, insan yaşamının ve hukukun ne denli kolay geri plana itilebildiğini göstermektedir. Toprak, rant ve çıkar hesapları; insanın ve toplumsal hafızanın önüne geçirilmektedir. Bu tablo, yeni dönemin ne kadar sert ve açık bir gerçeklik üzerine kurulduğunu ortaya koymaktadır.

Böyle bir dünyada ayakta kalmanın yolu giderek daha net hâle gelmektedir.

Egemenlik iddiası taşıyan siyasi yapılar ve politik aktörler, ekonomik açıdan güçlü, bağımsız ve caydırıcı bir yapı inşa etmek durumundadır. Zira bu çağda zayıflık korunmamakta, bağımlılık ise doğrudan bir müdahale alanına dönüşmektedir.

Üstelik mücadele alanları artık yalnızca cephelerle sınırlı değildir. Finans sistemleri, enerji hatları, gıda tedarik zincirleri, lojistik ağlar ve veri akışları; modern çağın yeni çatışma alanları olarak öne çıkmaktadır. Ekonomik omurgası zayıflayan bir yapı, savunma ve direnç kapasitesini de kısa sürede aşındırmaktadır.

Ekonomik bağımlılık, günümüzün en etkili kuşatma yöntemlerinden biridir. Ambargolar ve yaptırımlar; tek bir kurşun dahi sıkılmadan toplumları yoksullaştırabilmekte, siyasal iradeleri zayıflatabilmekte ve karar alma süreçleri üzerinde ciddi baskılar oluşturabilmektedir. Bu yönüyle ekonomik savaşlar, klasik askeri çatışmalardan çok daha sinsi ve yıpratıcı sonuçlar doğurabilmektedir.

Ancak ekonomik güç ve askeri caydırıcılık, toplumsal barışla desteklenmediği sürece kalıcı değildir. Toplumuyla sorun yaşayan, adalet duygusu zedelenmiş ve ortak gelecek fikri zayıflamış yapılarda; dış baskıların çok daha hızlı ve yıkıcı sonuçlar üretmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir.

Toplumsal barış yalnızca bir sosyal mesele değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik unsurudur. Toplumuyla barışık, farklılıklarını yönetebilen ve ortak aidiyet üretebilen yapılar; dış müdahalelere karşı daha dayanıklı, krizlere karşı daha esnek hâle gelmektedir. Toplumsal bütünlük aşındıkça, dış baskı mekanizmalarının etkisi artmakta ve yönlendirme alanı genişlemektedir.

Bu nedenle savunma anlayışı artık yalnızca silah ve askerle sınırlı değildir. Yerli üretim kapasitesi, enerji bağımsızlığı, tarımsal yeterlilik, teknolojik altyapı, finansal egemenlik ve toplumsal barış; birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendirilmelidir. Bu alanlardan birinde yaşanan zafiyet, diğerlerini de kırılgan hâle getirmektedir.

Sonuç olarak, yeni dünya düzeni güçsüzleri koruyan değil; hazırlıksız olanları zorlayan bir yapıya doğru ilerlemektedir. Bu gerçeklik karşısında yapılması gereken açıktır: Ekonomik direnci yüksek, iç barışı sağlam, iradesi güçlü ve bağımsız yapılar inşa etmek artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.